Büyük derbilerin hikayesini her zaman yıldızların ayağı ve kulübedeki teknik adamların kararları yazar. Galatasaray, RAMS Park’ta Fenerbahçe’yi 2-1 mağlup ederek puanını 22’ye çıkardı ve zirvedeki koltuğunu sağlamlaştırdı. Kağıt üzerinde üç puan haneye yazıldı, liderlik perçinlendi; fakat doksan dakikanın ilk yarısı ile ikinci yarısı arasındaki derin uçurum, sarı-kırmızılılar adına mutlaka masaya yatırılması gereken bir tablo bıraktı.
İlk kırk beş dakikada sahada kelimenin tam anlamıyla makine gibi işleyen bir Galatasaray izledik. Hafta içindeki Lille maçının kadrosundan farklı olarak orta sahada Mario Lemina hamlesiyle başlayan takım, merkezdeki sertliği ilk düdükten itibaren eline aldı. Dişlileri birbirine tam oturan bu düzende sahneye yine Victor Osimhen çıktı. Nijeryalı golcü, 29. dakikada Barış Alper Yılmaz’ın pasında ceza yayından sol ayağıyla çıkardığı sert şutla kilidi açtı, 44. dakikada ise Davinson Sanchez’in savunma arkasına gönderdiği uzun topu ustalıkla tamamlayarak soyunma odasına 2-0’lık üstünlüğü getirdi. Osimhen yalnızca attığı iki golle değil, rakip stoperleri sırtında taşıyan fizik gücü ve ön alan baskısıyla da derbinin mutlak hakimiydi.
Ne var ki ikinci yarıda İrfan Can Kahveci’nin 62. dakikadaki röveşata golüyle fark bire indikten sonra, kulübeden gelen müdahaleler Galatasaray’ın kendi ayağına kurşun sıkmasına yol açtı. Okan Buruk’un skoru koruma ya da tempoyu tazeleme düşüncesiyle yaptığı hamleler, saha içindeki kusursuz dengeyi bir anda altüst etti. Yunus Akgün, Aleksey Batrakov, Ismail Jakobs ve sahanın en büyük tehdidi Victor Osimhen’in kenara gelip Leroy Sane, Gabriel Sara, Eren Elmalı ile Wilfried Singo’nun sahaya sürülmesi, sarı-kırmızılı takımın bütün ezberini bozdu.
Futbolda tıkır tıkır işleyen bir mekanizmanın ana çarklarını aynı anda yerinden sökerseniz, ritim kaçınılmaz olarak sekteye uğrar. Nitekim Osimhen çıktıktan sonra Fenerbahçe savunması rahat bir nefes aldı ve sarı-lacivertliler tüm hatlarıyla Galatasaray yarı sahasına yerleşti. İlk yarıda rakibine adım attırmayan takım gitti; yerine kendi ceza sahasına gömülen, topu ileride tutamayan ve orta saha üstünlüğünü tamamen yitiren bir görüntü geldi. 89. dakikada Milan Skriniar’ın kafa vuruşunda Mario Lemina topu çizgiden çıkarmamış olsa, Galatasaray ilk yarıda farka götürebileceği bir derbiyi elinin tersiyle itecek, hatta maçı kaybetme noktasına kadar gelecekti.
Sonuç olarak Galatasaray, derbiyi kazanmasını bildi ve şampiyonluk yürüyüşünde çok kritik bir virajı lider dönmeyi başardı. Büyük takımlar, oyun ritminin bozulduğu ve kenar yönetimin hata yaptığı gecelerde bile sahadan galibiyetle ayrılabilen takımlardır. Ancak Okan Buruk’un bu maçın ikinci yarısını çok iyi okuması gerekiyor; zira makine gibi işleyen bir takımın dengesini kendi elinizle bozduğunuzda, her zaman çizgiden top çıkaracak bir Lemina bulamayabilirsiniz.






