Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başladığı gün Halk TV kapandı! Kapandı değil de, kayyıma devredildi! Yani fiilen yayınlarına son verildi. O gün savunmasından pasajlar aktarıp adeta ‘İmamoğlu mitingi’ yayını yapmış olacakken bir anda sus pus oldu kanal!
O gün bugündür belgesel yayınlıyor; İspir, Bayburt, Yusufeli hattında yürütülen Çoruh Vadisi projelerini anlatan bir belgesele birkaç kere rastladım. Diğer ‘belgesel’ Bolu/Mudurnu bölümüyle Serhan Asker’in Görkemli Hatıralar adlı programı… (Kanala atanan kayyım bu ‘belgesel’i seyretmiyor anlaşılan: Çünkü Serhan Asker neredeyse her programında CHP’li belediyeleri, onların başkanlarını, o çizgiye yakın sanatçıları ağırlıyor ve bazen açık bazen ‘yarı açık’ CHP propagandası da yapıyor/du. İhbar etmiş olayım!)
Halk TV’nin kapatılması İmamoğlu ve Özel tarafının sesinin kısılmasına sebep oldu. Ama kısmen. Çünkü artık sosyal medya diye bir şey var ve Halk TV izleyicisinin büyük bir kısmı sosyal medyada çok etkili. Bu devirde açık, aleni, net, kesin bir suç unsuru yoksa artık televizyon kapatmak hiç ‘hoş’ değil; üstelik anlamsız ve işlevsiz… Bunun yerine daha farklı ‘ceza’lar bulunmalı!
Bu can sıkıcı, imaj bozucu, rahatsız edici görüntünün verildiği günlerde birkaç gazeteci de hakim karşısına çıkarıldı; kimi cezaevinde kimi kendi evinde hapsedildi.
Muhalif çevreler, televizyon kanalının ve gazetecilerin kapatılmasına ilk günlerde tepki verdi ama sonrasında kanıksamış olmanın rehaveti baskın gelince sessizliğe gömüldü adeta! Her zaman ‘tuzu kuru’ modunu koruma başarısı gösteren birtakım muhalif ve münafık cüzdanı şişkin, vicdanı pişkin tipler ise yine istifini bozmadan gelişmeleri takip etti.
Bu, her iki kesim açısından da ibretlik bir durum oldu.
Peki ya İslamcı çevreler? Onlar ne yaptı kapatılmalar karşısında?
AK Parti destekçisi İslamcılar açısından ortada bir sorun görünmüyor! Onlar için ‘kapatma’ doğal, etkili ve kesin bir çözüm! Sesi çok çıkanın, arıza çıkaranın, yanlış yapanın karşısında aslan kesiliveriyor bu gruptakiler! Ama sorun çıkaranlar kendilerinden değilse!
Azerbaycan’da yaşanan ‘kötülükler’ dolayısıyla 28 Şubat sürecinde kendilerine yaşatılan kötülükleri tekrar hatırlayan ve gündeme getiren İslamcılar, karşı mahallenin rahatsız olmasına/edilmesine karşı umarsız bir tavır takınıyor, onların başına gelen kötülükleri normalleştirmeye gayret ediyor. Oysa karşı mahallede görülmüş olan, görülmekte olan kötülükleri İslamcıların tekrarlaması olacak şey değildi. Retorik ta AK Parti kuruluşundan beri böyle kurulmuş ve yıllarca ‘3Y’ ile (yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) mücadele edilmişti. Yasaklardan yararlanmayı siyasiler bir siyaset biçimi olarak tercih edebilir ama gazeteciler, yorumcular, aydınlar yasakları nasıl bir taktik olarak, bir yıldırma yöntemi olarak, bir hizaya sokma biçimi olarak görebilir?
Mesela kendine özgü üslubu, nobranlığı ve cesareti ile İslamcı kesimin vicdanı olma fırsatını yakalamış olan İsmail Kılıçarslan, muhalif gazetecilerin ve kanalların maruz kaldığı muameleyi nasıl dalga konusu yapabilir? “Ha ha ha, Halk TV’yi gördüm, belgesel yayınlıyor bu aralar!” tavrı, İslamcı, entelektüel, cins (kendisi aynı zamanda Cins dergisinin yayın yönetmeni imiş!) bir insanın tepkisi değil olsa olsa Turgay Güler’lik yapmaya soyunan birinin acemiliği olur!
Kendisinin de kullanmayı tercih ettiği -İsmet Özel’den mülhem- “kalın Türk/Türkiye” için yakışık alan tavır muhalifliği de, karşı mahalle kötülüklerini de misliyle karşılamaktır; orantısız güç kullanmak değil.






